|
Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosova’nın bağımsızlığını meşru görmesi, aynı zamanda ulus devletlerin de artık çatırdığının farklı bir göstergesi...
İktidarlarını bırakmak istemeyen ulus devlet yapılanmaları Avrupa’da giderek yayılan özerklik talepleri karşısında çatırdıyor. Katalanlar, Basklılar, Flamanlar, İskoçlar ve İtalya’da bağımsızlık yanlısı Padania bölgesi farklı karakteristik özellikler taşısa da daha fazla özgürlük ve kendini yönetmede ortak fikre sahip. Kürtlerin en ufak hak taleplerini bastıran Türkiye ise, Avrupa ve yanı başındaki Ortadoğu’da esen özerklik rüzgarı karşısında ne kadar direnebilecek?
Katı ulus devletler, farklı grupların hak taleplerine hep kuşkuyla baktıkları gibi, çoğu zaman şiddetle bu sorunu bastırmayı tercih ediyor. Ellerindeki iktidarı az da olsa paylaşmayacak kadar kıskanç olan bu yapılar, halklar, dil grupları, farklı kültürler ve inançların artan talepleri karşısında çatırdamaktan ve bazen dağılmaktan kurtulamıyor. Onlarca yıldır sürekli bastırarak yok etmeye çalıştığı sorun, Türkiye bugün nereye gitse karşısına çıkıyor. Yüzünü Avrupa’ya döndüğünde, federal yapıları, komşusu Irak’a döndüğünde yine federal yapıyı görüyor. Hamiliğine soyunduğu Filistinlilerin de otonom yapıları var. En büyük müttefiki ABD’de eyalet sistemi, zaman zaman PKK’yi tasfiye etmek için IRA ve ETA deneyimlerinin peşinde koşarak gittiği İspanya ve Büyük Britanya’da da geniş haklara sahip otonom yapılarla karşılaşıyor. Türkiye’nin iddia ettiği gibi, sorun ekonomik yöntemlerle çözülecek bir sorun da değil. Zira Katalonya İspanya’nın en zengin bölgesi, Belçika’da bağımsızlık taleplerinin yükseldiği Flaman bölgesinin de refah düzeyi Valon bölgesine göre daha yüksek.
Doğu Avrupa’da bağımsız devletler
Türkiye’nin üyelik müzakerelerini sürdürdüğü Avrupa’da ise yeni bağımsızlık ve özerklik talepleri gündemde. Hollanda’nın Den Haag kentindeki Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosova’nın 2008’de ilan ettiği bağımsızlığını „Uluslararası genel hukuka aykırı“ bulmayarak meşru görmesi, bağımsızlık tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Adalet Divanı ilk kez coğrafik olarak bölünmeye onay vermiş oldu. Bu kararın bağlayıcılığı olmasa da, hem Kosova, hem de bağımsızlık ve otonomi mücadelesi veren halklar tarafından önemli görülüyor. Karar aynı zamanda otonomi ve bağımsızlık mücadelelerinin olduğu, üniter ve federal yapılı devletleri de endişelendiriyor.
Bağımsızlık ateşi özellikle Belçika’da Flamanların seçimlerde birinci parti olmasıyla birlikte alevlendi. Kendi içinde bölünmüş Belçika, birlikteliği savunan AB’nin Dönem Başkanlığını 1 Temmuz’da aldı. Flaman rüzgarıyla birlikte AB’nin daha esnek devlet yapılarını da içine nasıl sindireceği sorunu tartışılmaya başlandı.
Bugün Avrupa, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine yeni devlet ve otonom bölge gerçekliğiyle karşı karşıya. Önce Doğu’dan başlamak gerekiyor. Sovyet bloğunun parçalanmasıyla birlikte ilkin Polonya ve Çekoslovakya gibi Doğu olarak adlandırılan ülkeler bağımsızlıklarını elde etti. Uyanan ulusalcılık hızlı bir şekilde yayıldı. Macaristan, komşularına bir yüzyıl önce verilen bölgeleri geri isterken, Çekler, Slovaklardan farklılıklarını yeniden keşfettiler. Öyle görünüyor ki Sovyet Sosyalist Yönetimi ulusal kimlikleri yok edememiş, sadece „dondurmuş“tu. Bunların en şiddetlisi Yugoslavya’nın dağılması ile yaşandı. Eski Sovyet ülkeleri olan Baltık Ülkeleri, Beyaz Rusya ve Moldova da koptu. Ancak Rusya, bu yeni devletlerdeki Rus azınlıklar üzerinden etkisini devam ettiriyor: Ukrayna’nın güneyindeki otonom Kırım bölgesi, Moldova’da kendi bağımsızlığını ilan eden defakto Transdinyester Cumhuriyeti ve belki de yarın Estonya’da…
Zenginlik bağımsızlığı tetikliyor
Batıda bağımsızlık ve özerklik mücadelelerinin daha farklı bir mantığı var. İspanya’da Bask Bölgesi ve Katalanlar, Belçika’da Flamanlar ve İtalya’da Lombardlar söz konusu olduğunda genel teoriye göre bağımsızlığı zenginlik besliyor. İskoçya’da da refah düzeyi artarken, bölge bugün petrol üreticisi haline geldi.
Tek tek bu bölgelerin durumlarına bakıldığında çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Belçika’da Yeni Flaman İttifakı (N-VA), 13 Haziran’daki seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Uzun yıllar iktidar dışı bırakılan Flamanların bu zaferi Avrupa açısından da önemli mesajlar içeriyor. N-VA’nın lideri Bart De Wever, Belçika Devletinin kurumsal yapısındaki krizden çıkış için „Daha fazla Flandre (Flaman bölgesi), daha az Belçika, daha fazla Avrupa“ formülü öneriyor. N-VA’nın nihai hedefi Demokratik ve Konfederal Avrupa bünyesinde Flaman Cumhuriyeti kurmak. De Wever, şimdilik Federal bir devlet olan Belçika’yı konfederal bir yapıya dönüştürmek istiyor.
Belçika’da yaşananlar özellikle İspanya tarafından da yakından izleniyor. Tarihsel ve siyasi olarak İspanya ve Belçika arasında ortak bir yan olmasa da dikkat çekici bir şekilde Belçika’da Flaman zaferinin ardından, İspanya’da dört yıldır çıkmazda olan Katalonya bölgesine genişletilmiş özerklik statüsü Yüksek Mahkeme tarafından kabul edildi. 28 Haziran günü İspanya Yüksek Mahkemesi’nin onay verdiği statüde „ulus“ tanımının da yer alırken, Katalan dilinin „öncelikli dil olması“ maddesi ise Anayasa’ya aykırı bulundu. Katalanlar statünün bir bütün olarak kabul edilmemesine Barcelona’da yaptıkları 1 milyon kişinin katıldığı yürüyüşte tepkini gösterdi. İspanya’nın 17 özerk bölgesinden biri de Bask Ülkesi. Bask hükümetinin başında da sosyalistler bulunuyor. Ancak buna rağmen bağımsızlık mücadelesi kesintisiz devam ediyor. 1959 yılında kurulan ETA örgütünün İspanya ve Fransa Bask bölgelerindeki mücadelesi sürüyor. Sorunun çözümü için İspanya hükümeti ile ETA arasında zaman zaman diyalog geliştirildi. Ancak barış görüşmeleri, 2006 yılında Madrid Havaalanı’nda düzenlenen bombalı saldırı ile sona erdi. Ardından İspanya hükümeti, Fransa ile koordineli olarak bağımsızlık yanlısı Basklı örgütlere karşı yoğun baskı uyguladı, birçok parti ve derneği kapattı, yüzlerce kişiyi tutukladı. Son dönemlerde diyalog için yeni kapılar aranıyor.
Kuzey Ligi ve İskoçlar
Bağımsızlık taleplerinin yükseldiği bir diğer ülke de İtalya’nın Padania bölgesi. İtalya bugünkü halini 1861 yılında aldı. Ancak bugün parlamentoda 70 milletvekili ve Silvio Berlusconi hükümetinde 8 bakana sahip olan Kuzey Ligi’nin dinmeyen bağımsızlık talepleriyle her gün yüzleşiyor. Kuzey Ligi’nin Nisan ayındaki son seçimlerde başarısı ile siyasetteki ağırlığını daha da arttırdı. Şu anki vekil sayısı ile Kuzey Ligi, her an hükümeti düşürecek güce sahip. Kuzey Ligi (Lega Nord) 1989 yılında Umberto Bossi tarafından kuruldu. Federalist, kimlikçi, yabancı düşmanı bu parti, ülkenin bölünmesini ve Padania’nın bağımsızlığının talep ediyor. İskoçlar da Birleşik Krallık’tan ayrılarak bağımsız bir İskoç devlet kurmak istiyor. Bugün kendi bölgesel meclisleri olan, içişlerinde bağımsız, dış politika ve savunma gibi konularda ise Britanya’ya bağımlı olan İskoçya’da Haziran 2009’da yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre halkın yüzde 58 tam bağımsızlık için referandum yapılmasını istiyor.
Türkiye nereye kadar?
İktidarın daha adil paylaşımı, daha fazla özerklik ve hatta bağımsızlıklarla yüzleşmek zorunda kalan bir Avrupa’ya üye olmaya hazırlanan Türkiye, Kürtlerin hak talepleri karşısında ne kadar direnebilecek? Hemen yanı başında Güney Kürdistan’da Kürtler otonom bir bölge olarak Federal Irak içerisinde yaşarken, Basra’da otonomi sesleri yükseliyor. Türk hükümetinin sözde İsrail karşıtı söylemleri ile savunduğu Filistinlilerin de kendi özerk bölgeleri var. Uluslararası alanda da bu bölge tanınıyor ve sonuç alıcı olmasa da devletleşmesi için kesintisiz girişimler devam ediyor. Sonuç olarak Türkiye, 20 milyonu aşkın nüfusu ile Kürt sorunundan kaçamayacak.
DELİL FIRAT/ANF
|