Savaş bu ülkenin bedeninde derin yaralar açtı. Acılar bu ülkenin insanlarını birbirine düşman etti. Marifet sözü bitirmek değil, silahların susturulmasıdır.
Coğrafyamız, toplumsal travmaların, trajedi ve entrikaların yaygın şekilde yaşandığı bir yer. Öfke ve acı, toplumda öç alma duygusuna dönüştükçe, şiddet içerikli yeni olaylar hayatımıza girmeye devam edecektir. Söze değil, öldürücü silahların devrede tutulduğu bir sürece giriş yapılıyor. Onun için kamu oyuna‘sözün bittiği yer’ açıklamaları yapılıyor. Savaş yanlıları, güçlü bir cephe oluşturmak için, başta CHP olmak üzere, diğer partileri ziyaret ederek, destek arayışı başlatmıştır. Bu da daha çok gencin ölümü, daha çok acının yaşanması demektir. Dağların bombalanmasıyla başlayan yangınlar, korkunç bir savaşın kara habercisi oluyor. Uçakların bıraktığı bombalardan dolayı, ovalardan dağların doruklarına doğru yayılan alevler ve peşi sıra yükselen kara dumanlar, sadece insanları değil, doğal hayatı da yok ediyor.
1992’de başlayan imha içerikli konseptte, her türlü özel ordu, gayrı hukuki sivil yapılamanlar, 60 bin resmi korucu ve bir o kadar da gayrı resmi yapı, top yekûn cepheye sürüldü. Olumlu bir sonuç alınamadığı tarihi bir vesikadır. Yeniden savaşta ısrar etmek, yoksul halkın çocuklarını bile bile ölüme göndermek demektir. Halen özel ordular kuruluyor. Halkın paralarıyla ölüm kusan yeni silahlar alınıyor. Savaş bu ülkenin bedeninde derin yaralar açtı. Acılar bu ülkenin insanlarını birbirine düşman etti. Marifet sözü bitirmek değil, silahların susturulmasıdır. Ölüm kusan silahların sesi değil, dağlarda sokaklarda barışın sesi haykırmalıdır.
Askere gidip dağlarda kardeşiyle çatışarak ölenin birine şehit, diğerine ‘terörist’ denmesi, Kürt anneleri fena halde incitiyor. Sakine anne, bunlardan sadece biridir. Dağda vurulan oğluna ‘terörist’ dediği için, Erdoğanı affetmiyor. “Başbakan erkekçe barış sözünü versin. Erkekçe söz verdiği zaman, ben ölümüne kadar hazırım. Bu operasyonlara son versin. Ne gerilla ne de asker ölsün. Hiç bir anne yüreği yanmasın. ”diyor Sakine anne. Ancak Sakine annenin konuştuğu yer ‘sözün bittiği yer ‘dir. Beş çocuğunu bu olaylardan dolayı kaybetmiştir. Yüreği yangın yeri. Buna rağmen, intikam demiyor, yine de barış diyor.
12 Eylül’de darbeyi yapan generallerin uygulaması korku ve acı üzerine kurulduğu için, yüz binlerce insan bu acılardan nasibini aldı. O dönemde Sultan Ahmet ve Metris tutuk evlerinde yaşadıklarımız, Nazi kamplarından farksızdı. Hele Diyarbakır tutuk evinde yaşananlar ise bir insanlık trajedisiydi. 12 Eylül’de idam edilen Ülkücü M. Pehlivanoğlu’nun mektubunu okurken gözyaşlarına hakim olamayan Erdoğan’ın, başka acılara karşı, aynı refleksi göstermemesi, Filistin ve Kürt çocuklarına gösterdiği farklı davranışını bize hatırlatıyor. Bu coğrafyada sürdürülen savaştan dolayı, nice anne feryat ediyor. Gözlerimizi şaşkına çeviren, ruhumuzu yaralayan nice acı olay, milyonlarca insanın canını yakıyor.
Şimdiye kadar yaptığı her açılımı, kendi yolunu açmaya dönüştüren Erdoğan, bugün darbenin öldürdüğü gençlerin hatıratını ve dramlarını kullanarak, kendince bazı siyasi sonuçlar almaya çalışıyor. 12 Eylül faşist uygulamalarını kullanarak, kendini bir kurtarıcıymış gibi sunan Erdoğan, Parti kapatma-KCK adı altında BDP kadrolarına yönelik sürdürülen alan boşaltma operasyonu, 3bin çocuğun tutuklanması, 64 çocuğun devlet güçlerince öldürülmesi, tüm bunlara askeri operasyonları eklediğimizde, bu coğrafyada nasıl bir oyunun tezgahlandığını görebiliyoruz. Darbenin öldürdüğü gençlere ağlayan Erdoğan, bugün inatla sürdürülen savaş nedeniyle dağlarda birbirini öldüren çocuklarımızın dramına üzülmüyor. Erdoğan 30-40 yıl önce idam edilen gençlerimize ağlayacağına, ülkenin yarısında sürdürülen savaşı durdursun. O başkalarının öldürdüğüne hep ağlıyor. Ama öldürdüklerine nedense üzülmüyor. Zalim Dehak, yakalandığı amansız hastalıktan kurtulmak için, Kürt çocuklarını öldürüp, körpe beyinlerini yaralarına melhem etti. Erdoğan ise iktidarını sürdürmek için Kürt-Türk demeden çocuklarımızı birbirine öldürtüyor. Kısacası darbenin öldürdüğü gençlere ağlayan Erdoğan, öldürdüğü çocuklara hiç acımıyor.
Ama Doğu ve Güneydoğuda 20 İl’in 649 STÖ başkanı, bakın ne diyor; “TSK operasyonu durdursun. PKK eylemlerine son vermelidir. Çatışmanın sonlanmasıyla, siyasi çözümün önünü açacak, bir barış iklimi oluşturulmalıdır. Öcalan’ın sürece katkısı olacağına inanıyoruz. ”Evet, ‘sözün bittiği yer’de savaşa karşı böyle bir ses yükseliyor. Başbakan hep konuşacağına, bir de bu sesi dinlese daha hayırlı olacaktır. Çünkü insanların savaşa verecekleri çocukları artık yok. Bu barış çağrılarına rağmen, eğer hâlâ savaş isteniyorsa, savaşmak isteyenler, kendilerine bir başka gezegen seçebilirler.