|
Sorunun demokratik ve barışçıl çözümü yerine, güvenlik konsepti yeniden öne çıkarılmaktadır. Özel ordu kurma gibi arayışlar içine girilerek bölgedeki çatışma hali kalıcılaştırılmaya çalışılmaktadır.
‘Kürtler ne istiyorlar?’ ‘Ne istediler de alamadılar ki?’ ‘Bir türlü ne talep ettiklerini söylemiyorlar.’ Son dönemde, Kürt meselesine ilişkin en sık rastladığımız argüman türü bu. Eğer bu gibi argümanları kullananlar Kürtlerin önemli bir çoğunluğunun isteklerini değişik platformlarda dile getirdiklerinin gerçekten de farkında değillerse, bu yazı onların meraklarını gidermelerine yardımıcı olabilir. *** Diyarbakır’da son gelişmeleri değerlendirmek üzere toplanan ‘Bölge Sivil Toplum Kuruluşları Çalıştayı’ neredeyse bölgedeki tüm Kürtlerin ortak eğilimini ifade eden bir tutum ortaya koydu. 20 ilden 649 baro, sendika ve meslek örgütü temsilcisinin katıldığı ‘Çalıştay’ın bildirisi bölgedeki eğilimin ifade edilmesi açısından tarihi bir memorandum niteliği taşıyor. Çalıştay’a katılan örgüt temsilcileriyle konuştum. Bildiride imzası olan kuruluşların temsilcilerinin bölgedeki değişik siyasi eğilimlerin farklı tepkilerini yansıttığını ifade ettiler. Yani bildirinin bölgenin ortak iradesini yansıttığını söylemek mümkün. *** Ne diyor bu bildiri? Önce ona bakalım: “Sorunun demokratik ve barışçıl çözümü yerine, güvenlik konsepti yeniden öne çıkarılmaktadır. Özel ordu kurma gibi arayışlar içine girilerek bölgedeki çatışma hali kalıcılaştırılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca ölü bedenler üzerinde insanlık vicdanının hiçbir zaman diliminde kabul etmediği ve her zaman mahkûm ettiği uygulamalarla barış umutları giderek zayıflatılmaktadır.” Bu paragrafta, bölgedeki sivil toplum kuruluşları, soruna barışçı ve demokratik çözüm istiyorlar. Sorunun ‘askere havale’ edilmesine karşı çıkıyorlar. Sınıra yönelik ‘özel ordu’ kurma girişimlerini tehlikeli buluyorlar. Operasyonlarda öldürülen PKK’lıların cenazelerine uygulanan ve bir CD içinde fotoğrafları Başbakana da gönderilen- vahşi yöntemlere tepkilerini dile getiriyorlar. *** Bildirinin ikinci bölümüne bakalım: “Bölgenin sivil toplum örgütleri olarak, Kürt meselesinin demokratik çözümü için öncelikle çatışmazlık ortamının oluşmasının olmazsa olmaz olduğunu düşünüyoruz. Bu itibarla, parmaklar karşılıklı olarak tetiklerden çekilmelidir. Türk Silahlı Kuvvetleri operasyon yapmamalı ve PKK eylemlerine son vermelidir. Çatışmaların bir an önce durması sağlanmalı ve siyasal çözümün önünü açacak bir barış iklimi oluşturulmalıdır. Kalıcı bir çözümü mümkün kılmak için bir diyalog süreci başlatılmalı ve bu süreçten kendini sorunun tarafı olarak gören hiçbir aktör dışlanmamalıdır.” Burada söylenen, tartışmaya yer vermeyecek kadar açık: “TSK operasyon yapmamalı, PKK eylemlerine son vermelidir. Eller karşılıklı tetikten çekilmelidir.” Özellikle dikkat çekici olan ise şu kelimeler: ‘kendisini sorunun tarafı olarak gören hiçbir aktör dışlanmamalı.’ Bunu da, ‘İmralı, Kandil dahil herkes bir şekilde sürece katılmalıdır’ şeklinde okumak mümkün. Bildiride, KCK operasyonu kapsamında tutuklananların bırakılması da isteniyor. *** “Demokratik ve sivil bir Anayasa’nın Kürt meselesinin çözümünde hayati bir değer taşıdığı... Bu bağlamda, çoğulcu, demokratik değerleri, özgürlüğü ve eşitliği esas alan yeni bir Anayasa... Siyasetin sorun çözücü işlevinin yerine getirebilmesi için, bütün siyasal görüşlerin kendini rahatça ifade edebileceği bir siyasal partiler rejimi... Temsilde adaletsizliğe sebep olan seçim barajı kaldırılmalı veya makul bir seviyeye düşürülmeli... Terörle Mücadele Kanunu (TMK) mağduru çocukların mağduriyetini giderecek düzenlemelerin acilen yapılması ve TMK’nın kaldırılması...” Buradaki temel vurgu, ‘eşitliği esas alan yeni bir anayasa...’ noktasında... Basın toplantısı sonrasında sorulan bir soru üzerine, Sezgin Tanrıkulu, Anayasa’daki ‘Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür’ ifadesinin ırk vurgusunu öne çıkardığını, bunu yerine Anayasal vatandaşlık ifadesinin getirilmesini istediklerini söyledi. *** Bildirinin Habur sınır kapısından girenlerle ilgili bölümünün de bölgenin genel eğilimini yansıttığı söylenebilir: “Kandil ve Mahmur’dan gelen barış gruplarının bölge itibari ile geleceğe duyulan barış özlemi doğrultusunda hiçbir örgütlenmeye zemin hazırlanmadan kitlenin toplanması ve bu sürecin barışa çevrilmesi doğrultusunda bir yaklaşımı, bir beklentisi oldu. Sonraki süreçte artık ne olduysa bilemiyoruz gizli güçler mi devreye girdi; Yoksa gerçekten siyasi anlayışın çözüme yönelik perspektifi mi yoktu? Bunu bilemiyoruz. Ama sonraki süreçte bu barış gruplarından bazılarının tutuklanmasını doğurdu. Dolayısıyla çözümsüzlüğe doğru bir gidişi gözlemliyoruz. Geri dönüşler açısından da keşke giden arkadaşlarımız ülkemizde, barışa kardeşliğe yönelik bir çalışma gerçekleştirme imkânı yaratabilselerdi. Bu imkân onlara doğsaydı.” *** TV haberlerini izledim. Haberciler bildiriyi ‘STK’lar PKK’ya silah bırak çağrısı yaptı’ diye özetlediler. Ama bildiri ‘TSK operasyon yapmamalı, parmaklar karşılıklı olarak tetikten çekilmeli’ diyor. Toplumun bu tür bildirilerin içeriği hakkında yanlış bilgilendirilmesi, elbette ki bundan sonraki gelişmelerin algılanmasını da zorlaştırabilecek olan ciddi bir manipülasyon. Son söz: Bölgenin insanları, yani Kürtler, yukarıda ifade edilen talepleri ortaklaşa dile getiriyorlar. ‘Kürtler ne istiyor’ diye merak edenler eğer bu bildiriyi dikkatle okurlarsa meraklarını giderebilirler.
|