|
Madımak Katliamının üzerinden 17 yıl geçti. 35 aydın, sanatçı, müzisyenimizin orta çağ ateşiyle yakıldığı dava ile ilgili göstermelik yargılamaların gerçeğin üzerini örtme ve asıl suçluları korumaktan öte bir anlamı olmadı.
Ergenekon operasyonları çerçevesinde Hükümet kendine dönük tüm kumpasları açığa çıkardı, ama Madımak vahşetinin asli nedenleri ve suçluları ortaya çıkarılmadı. Türkiye Madımak vahşeti ve asli suçlularıyla hesaplaşamadı hala!.. Gerçekten suçluları arıyor muyuz? Öyleyse devletin üst düzey ‘halkların cellatları korosu’nun vahşetin hemen ertesinde tam tekmil resmi geçidiyle başlayalım: 12 Eylül darbesi şefi Kenan Evren, Aziz Nesin’i suçlayarak,“Gereksiz bir konuşma sonunda çıkan olay, solcularla dinciler arasındaki çekişmeye dönüşüyor. Bunu önlemek lazım. İnsan dinsiz olabilir. Ama bunu ilan etmenin gereği yok“ diyecekti.
‘Katliamcıların ebedi babası’ Süleyman Demirel, dönemin Cumhurbaşkanı olarak hemen tahrik olan ‘katliamcı halk’ına bir kez daha sahip çıkacak, „Halkla polisi karşı karşıya getirmeyin“ uyarısıyla yetinmeyecek, „Olayda ağır tahrik var. Çatışma yok. Otel yangınında can kaybı var“ diyecekti.
‘Kirli savaş baronesi’ Tansu Çiller’in dönemin başbakanı olarak yaptığı açıklama unutulmazdı: „Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır. Ölenler de çıkan yangın sonucu boğularak ölmüştür“ diyecekti.
Dönemin muhalefet lideri Mesut Yılmaz’ın katliam sonrası yaptığı açıklama bir siyasetçinin insanlığın katli karşısında ne denli hissiz olabileceğinin bir belgesiydi. Yılmaz, „Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi“ diyecekti. Bir dönemin Adalet bakanı İslami Refah Partili Şevket Kazan, gerici/yobaz, katliamcı sanıkların avukatlığını üstlenmekten,onları cezaevinde ziyaret etmekten tereddüt etmeyecekti.
Mahkeme ise, 93’te açılan Madımak Katliamı davasını 13 yıl gibi uzun bir sürece yayarak tepkileri tavsatacaktı. Bu sürede hakkında dava açılan 124 gerici/yobaz sanıktan 91’ini tahliye edecek, kalan 33 sanığa verdiği idam cezalarını ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürecekti. Bunlardan Refah Partisi Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve ülke dışında adresleri sabit olan sekiz katliam sanığının ise, İçişleri bakanlığı ve Emniyet güçleri tarafından yakalanmaları yönünde görünür bir çaba içine girilmeyecekti.
Başka günahkarlar yok muydu? Kendilerine Alevi camiasında temsiliyet rolü biçenler ve sosyal demokrat liderlerden Erdal İnönü, Murat Karayalçın ve daha başkaları yok muydu? Vardı! Gelişmeyi bilen bilen bir noktadan müdahale edebilir, olmuyorsa doğrudan olay mahalline gidebilir, hiçbir şey yapamıyorlarsa anında olan biteni kamuoyu ile paylaşabilirlerdi. Hiç birini yapmadılar. Üstelik son ana kadar ‘kurtarılacaksınız; rahat olun’ diye vahşetin kurbanlarını dumanlar içinde bıraktılar. Peki, ya sonra? Sustular. Nasıl bir şeyse, katliamla ‘devletin yüce çıkarları’ arasındaki ilişki; duyulan çığlıklar, bilinen ve görünen çıplak gerçekler karşısında ‘üç maymun’u oynadılar.
‘Halkların cellatları korosu’nun tavrının Madımak’tan öte, dönemin tarihi/toplumsal koşullarıyla, emsal olsun Kürt savaşıyla ilgisi yokmuydu?
Hatırlayalım, cellat- papaz oyununda, papazı oynayan sosyal demokratlarında suç ortağı olduğu, Kürtlere karşı ‘kirli savaş/ulusal koalisyon’ yıllarının başı olan 93 yılını. Kürtlerin de desteğini alarak hükümet olan SHP-DYP koalisyon hükümetinin taahhüt ettiği demokrasi programına nasıl ihanet ederek özel savaş hükümetine dönüşmesini. Kürt sorunun barışçı yollarla çözmek isteyen Özal’ı ve yandaşı generalleri, Susurlukçu özel çeteyi keşfeden Uğur Mumcu’yu, binlerce ve binlerce yargısız infazı, kaybı, faili meçhul cinayeti, köy yakmayı ve zorla göçü. Kürt savaşının bölge dışına sarkmasının durdurulmak istendiği, sınırlı bir alana hapsedilerek, her türlü silah ve yöntem kullanılarak nasıl yok edilmek istendiği yılı/yılları hatırlayalım.
Tarihin o döneminde sıra, Alevilerin Kürt savaşından etkilenmeleri ihtimalinin önüne set çekmeye gelmişti. Başka bir ifadeyle, sıra alevi Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı ‘Altın yay’ fay hattına gelmişti.
Çorum ve Tokat’tan başlayan, Sivas, Erzincan, Malatya, Elazığ, Maraş’ kadar uzanan Altın yay, Alevi halkın sunni halkla iç içe yoğun yaşadığı bir alandı.80 öncesinde Maraş’da, Çorum’da Alevi katliamlarına varan saldırılar, 12 Eylül darbesiyle daha başka bir düzeye sıçratılmış, neticede sol bir biçim alan Alevi halkın direnişi bastırılmıştı. ‘90’lı yılların başından itibaren yeniden harekete geçme eğilimi gösteren Alevilerin, ayrışıp ‘Kürt savaşı’nın mütefiği olma ihtimaline karşı, Madımak’tan başlayarak, ’80 öncesinde olduğu gibi, bu hat üzerinde bu tür katliamlar tasarlandı. Madımak’a tepkinin yoğunluğu, etkin karşı koyuşlarla birleşince, kontrolü kaybetme kaygısı caydırıcı oldu. Bölgenin iç toplumsal zemini üzerinde on binlerin ölümüne yol açan kirli savaşta yoğunlaştılar. Sonuç? Sonuç alamadıkları ortada. Başka türlü Ergenekon yargılamaları olamazdı zaten.
Madımak’a gelince… Madımak üzerinden Alevilerin tarihten gelen, 80 öncesinde sol/sosyalist güçlerle birleşen haksızlığa karşı başkaldırısının, Kürtlerin başkaldırışıyla birleşmesini engelleme yoluna gittiler. CHP/SHP türü sosyal demokratlık ve sosyalistlik, Alevilerin siyasi ufkunu belirleyecekti. 80 öncesinin ‘Alevilik başka, solculuk başka’ görüşü yerini, ‘Alevilik başka, Kürtlük başka’ görüşüne bırakacaktı. Sonuç? Bu da ortada… Şimdi Madımak vahşetiyle sınırlı bir yüzleşme/hesaplaşma yeterlidir diyebilir miyiz?
|